16 Mayıs 2021 Pazar

ARKADAŞ DEYİP GEÇME

 

Merhaba Değerli Dostlar,

Bir bayramı daha idrak ettik. Bayram vesilesiyle arkadaşları ararken bir şey farkettim. Meğerse arkadaşlarım tek tip değilmiş. Onlar da farklı farklıymış. İşte bu bayramın bana öğrettikleri.

Arkadaşlar üçe ayrılır: candaşlar, menfaâtdaşlar, meyyiddaşlar...

1- Candaşlar; bunlar gönülden arkadaşlık yaparlar. Sen aramasan da onlar arar, sorar, hatta sana dua bile ederler. İhtiyacın olduğunda yanındadırlar. Kilometrelerce uzakta olsalar da yanında hissedersin onları. İstediğin bir şey olursa elinden geldiği kadar yapmaya çalışırlar. Akrabadan da ötedirler. Onlar candırlar, can...

2- Menfaâtdaşlar; bunlarsa banka gibidir. Menfaati olmadan asla seni aramazlar. Menfaatleri olduğunda sana şirinlik yaparlar, istediğini yaptırırlar. İşleri görülünce bir sonraki ihtiyaçlarına kadar asla aramazlar. Bayramda, seyranda, en mutlu anında akıllarına bile gelmezsin. Bu arada aradıklarında hal hatır soruyorlarsa emin olun ki ardından bir istekleri gelecektir. Bankalar gibi, hayatınızdan da çıkmazlar ama menfaatsiz faydaları da olmaz. 

3- Meyyiddaşlar; bunlar da ölü gibidir. Ruhlarını hissedersin. Lakin varlıklarını asla göremezsin. Çünkü ne ararlar, ne sorarlar ne de hatırlarlar. Sadece isimleri yaşar aklının bir ucunda, aynen bir meyyit gibi...

İş yaşamından aile yaşamına kadar her yerde görebilirsiniz bu üç arkadaş tiplemesini. Aslında onlardan biri de biziz. Ne dersiniz? Kimine karşı candaş, kimine menfaâtdaş, kimine de meyyiddaş... 

Hayatta candaş olup, can arkadaşlarımızın çoğalması dileğiyle...

Serdar DUMANSIZ

16 Mayıs 2021

27 Nisan 2020 Pazartesi

BİR AĞAÇTAN KARİYER DERSLERİ

Ağaç deyip geçme. Dili olsa, neler anlatırdı kimbilir bize. Koca bir ağaç olana kadar neler yaşadığını, hangi yollardan geçtiğini... hangi sıkıntılar yaşadığını... İbret alınacak bir kariyer yolcuğu vardır ağacın. Kökünden dalına, yaprağından meyvasına, toprağından havasına... Onun da bir kariyer yolcuğu var. Haydi hepbirlikte bir ağacın kariyer yolculuğuna kulak verelim:
Merhaba Arkadaşlar!
Ben ağaç! Bu gün yaşadığım tecrübelerimden çıkardığım notları sizlerle paylaşacağım. Umarım kariyer yolculuğunuzda size faydalı olur.
Tohumunu iyi tanı: Ağacın kim olduğu tohumunda gizlidir. Tohumunu tanımadan neler yapabileceğine karar verme. Neleri yapabileceğin, neleri yapamayacağın orada yazılıdır. Aynen senin karakterin, mizacın, yeteneklerin gibi. Tohumunu iyi tanırsan ileride, "ben neden armut vermiyorum?" demezsin.
Toprağı iyi seç: Her ağaç her toprakta yetişmez. Yetişeceğin yeri iyi belirle. Çoğu ağaç yanlış toprakta köklendiği için kurur gider. Senin de toprağın; yaşadığın, yetiştiğin ortamdır. Kuruduğunu hissedersen, toprağını değiştir... Bak, nasıl canlanacaksın!
Yaşken eğil: Ağaç yaşken eğilir derler. Yaşken yapabildiklerini yap. İstediğin istikamete eğil, bükül, doğrul. Şunu da unutma, ağaç kendi kendine eğilmez. Kendini; eğip, bükecek eğil ellere teslim et.
Yaprakların ve dallarınla barışık ol: Ağacı ağaç yapan dalları ve yapraklarıdır. Tıpkı seni sen yapan ailen gibi, dostların gibi... Orman, gür ağaçlardan oluşur. Gür bir ağaç ol ki ormanda yerini alasın. Şunu da unutma; yapraksız ve dalları kırık bir ağacı kesmeye yeltenen çok olur.
Rüzgarla dost ol: Hayatımızın bir parçasıdır rüzgarlar. Her yönden eserler; yaşadığın olaylar gibi... Kimi zaman fırtına olur, kırar dallarımızı. Kimi zaman meltem, olur saçar tohumlarımızı. Ne kadar mukavemet gösterirsen, o kadar çok kırılır dalların. Rüzgarla kavga etme! Unutma ki; onun da bir vazifesi var.
İşine Odaklan: Kainatta herşeyin bir görevi var. Güneşin, rüzgarın, yağmurun, mevsimlerin... Zamanı geldiğinde hepsi vazifesini yerine getiririr. Güneş vaktinden önce doğmaz. Mevsimler vaktinden önce gelmez. Sabırlı ol! İşini hakkıyla yap! Yağmurun yağmasına, mevsimin gelmesine takılma... Hazırlıklı ol! İşte kulağına küpe; "Vaktinden önce olan meyve; ya baş ağırtır, ya da mide...".
Taş yemekten korkma: Bir ağacın en mutlu anı, meyve vermeye başladığı andır. Yaptığın faydalı işler, projeler, başarılar senin meyvelerindir. "Mevye veren ağaç taşlanır" derler. Varsın taşlasınlar. Taş atan da çok olur, meyveni değerlendiren de... Atılan taşlar dallarını kırsa da, o dallar ileride daha gürleşecek, bunu bil!. Sen yeter ki, meyveni kesme...
Kurumaktan korkma: Bir gerçek var ki; birgün sen de yaşlanacak ve kuruyacaksın. Kuruyan ağaca balta vuran çok olur derler. Varsın balta vursunlar. Unutma ki; odunken de birşeylere yarayabilirsin. Ya bir masada, ya da bir dolapta, ya da bir sobada. Yeter ki kurtlanma. Ağaç kurtları, işi bitmiş ağaçlara musallat olur.
Köklerine sahip çık: Var olmamızın vesilesidir köklerimiz. Her canlı bir gün ölür. Ama ağaçlar asla ölmez. Çünkü onlar, kendilerinden sonra gelecek tohumları yetiştirir, onları toprağa atarlar ki kökleri yaşasın diye. Sen de; senden sonra gelecek tohumları yetiştir. Mesleğini, öğrendiklerini, bildiklerini başkalarına da anlat. Unutma ki; asıl kökü kuruyanlar, tohum vermeyenlerdir.
Aslında hepimiz bir ağacız, bu dünya ormanında. Bir tohum olarak gelir, bir odun olarak gideriz şu dünyadan. Aynı bir ağaç gibi...
Dünya ormanında, faydalı bir ağaç olmamız dileğiyle...
Ağaç...
Serdar DUMANSIZ
İstanbul – Nisan 2020

19 Mart 2020 Perşembe

BAŞINDA TACIN DA OLSA (ŞİİR)

Yine bir çizim ve buna bağlı bir şiir.
Çizdiğim resimdeki kuru kafa insanı, yılan ölümü, kuru kafanın üstündeki taç da insan dünyadaki  makam, mevki veya statüsünü gösterir.
Dünyada öyle insanlardır ki sahip oldukları makam, mevki, statü onlara diğer insanlara tepeden baktırır, hor gördürür. Bilmez ki; tüm makamların, ölümden sonra hiç bir kıymeti yoktur.
O zaman makam, mevki sahibi olduktan sonra bu gurur, bu kibir neden?

TACIN NEYE YARAR
Şu yalan, fani dünyada;
Ölüm ulaştıktan sonra,
Ne faydası olur sana,
Başında tacın da olsa.

Kırdığın gönüller çoksa,
Üç-beş iyiliğin de yoksa,
Dünya yıkılır başına,
Başında tacın da olsa.

Sakın kimseye hor bakma,
Arkandan beddua alma,
İyi davran garibana,
Başında tacın da olsa.

Herkes takabilir tacı,
Ateisti, deisti, hacısı,
Adaletin yoksa, ne acı!
Başında tacın da olsa.

Üç günlük fani hayatta,
Sarayda ol, ya da zindanda,
Bir çukurdayız sonunda,
Başında tacın da olsa.

Serdar diyor sözüm kime,
Önce bana sonra size,
Batır iğneyi önce kendine,
Başında tacın da olsa.

Serdar DUMANSIZ
13.04.2020

13 Kasım 2019 Çarşamba

DOLAP BEYGİRİ SENDROMU


"Sabah erken kalk, metroya bin, otobüse yetiş. İşyerine var. Yerine geç. Çalışmaya başla. Her zamanki rutin işleri yap. Mesai bitti. Otobüse yetiş, metroya bin. Eve gir. Yemeğini ye. Haberlere bak ve yataktasın. Ertesi gün, ertesi hafta, ay, yıl hep aynı, hep aynı..."

Okuduklarınız tanıdık mı geldi? Sizin de hayatınız böyle mi? Yaşamınızın tekdüze olduğunu düşündüğünüz ve hep aynı şeyleri yapmaktan sıkıldığınız oldu mu? O zaman siz de "Dolap Beygiri Sendromu" yaşıyorsunuz demektir?

Nedir ‘Dolap Beygiri’ Sendromu?

Anadoluda yüzyıllardır; buğdayı öğütmek veya bahçe, bostan vb. sulamak için kuyudan su çekmede kullanılan dolaplar olurdu. Bu dolap, aynı yerde dönüp durarak çarklı bir düzenle işler, bir atın yardımıyla çevirilirdi. Bu işi yapan ata "dolap beygiri" denirdi. Taşın dönmesini de bir at sağlar, bu at sağa sola bakmasın diye ya gözü bağlanır, ya da at gözlüğü takılırdı. “Dolap beygiri gibi dönüp durmak” deyimiyle güzel Türkçemize de girmiştir bu söz. Dönme dolaba sürelen atlar ya bu işi yaparken ölür, ya da çok yaşlandığı için bir kenara atılırdı. Aynı, günümüzün rutin çalışanları gibi. Saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca aynı işi yapmaktan usanmayan çalışanlar. Kimi yerde bir kasiyer, kimi yerde fabrika işçisi, kimi yerde bir gişe memuru... çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar, hepsi aynı grupta. Birinin bağı çözülse, yerine geçecek binlercesi sırada. Yeter ki dolap dönsün, döndükçe değirmencinin yüzü gülsün. Dolabı döndüren ne halde, kimin umurunda? Sonunda yıpranan, moralmen çöken, kariyer beklentisi buhar olup uçan, başka bir iş yapamaz hale gelen çalışan. Böyle olunca bir deyim olmaktan çıkıp, dönüşmüş acı bir sendroma. Adı da "Dolap Beygiri Sendromu". Peki var mı bu çaresi? Çaresi şiirde mi, anlayacaksın okuyunca...

DOLAP BEYGİRİ (şiir)

Dolap Beygirisin” dediler,

Bir dolaba sürdüler,

Sabah akşam dönmeye,

Alıştım be Dostlarım!


Dolap beygiri olmak zordur,

Sıkıntısı, kahrı boldur,

Bir de işi yavaşlattın mı,

Sırtına vuran çoktur Dostlarım!


Baktım ki bu ortamdan,

Her zaman kârlı çıkan,

Ne hikmetse değirmenciyle,

Hasımlarımmış Dostlarım!


Birgün tak dedi canıma,

Aynı yerde dönüp durmaya,

Dolap beygiri gibi yaşamaya,

Usandım be Dostlarım!


Bu iş böyle gitmez,

Bir ömür boyu çekilmez,

Ben de değirmenci olmaya,

Karar verdim Dostlarım!


“Madem çok istiyorsun” dediler,

Sırtımdaki bağı çözdüler,

Değirmenci olmayı beklerken

Sütçü beygiri oldum Dostlarım!


Kaderde yazan olurmuş,

Başa gelen çekilirmiş,

Beygir olunca sırtına

Çıkan çok olurmuş Dostlarım!

Serdar DUMANSIZ

(13 Kasım 2019 tarihinde sabah 07:30'da metrobüsle işe giderken yazılmıştır.)

9 Ekim 2019 Çarşamba

CEVİZ KURDU VE KARİYER

   
    Meşhur bir hikaye vardır, "Ceviz Kurdu" hikayesi...
    
    Küçük bir kurtçuk, taze bir cevizin kabuğuna girebileceği kadar bir delik açar. İçeriye girince, karnını tıka basa doyurur. Yedikçe şişmeye, genişlemeye başlar. Karnı doyduktan sonra açtığı delikten çıkmak ister ama, nafile... Ceviz yendikçe kurumuş ve kabuğu sertleşmiştir. Aynı delikten çıkmak için zayıflamaya karar verir. Aç kaldıkça zayıflar ve eski haline döner. Dışarı çıktığında mevsim sonbahardır ve önünde koca bir kış vardır. Bu zayıflıkla hayatta kalabilmesi mümkün değildir ve kelebek olamadan kısa zamanda ölür. 
    Ticari hayattaki; makamlar, mevkiler taze cevize, çalışanlar da cevizin içine giren kurtçuklara benzer. Bulunduğumuz her bir görev veya mevki bizim gelişmemiz içindir. Ticari hayatta yapılan projelerle, görevlerle, yaşanan sıkıntılarla ile kariyerimiz gelişir, serpilir, boy atar. İyi bir kelebek olmanın yolu cevizin içinde yeterli beslenmeye bağlıdır. Ancak, o mevkide ebedi kalacak gibi davranır, cevizin içini yer bitirirsek, güzel bir kelebek olmak hayal olur.
     
    Bir kurtçuğun amacı, iyi bir kelebek olabilmektir; bol bol ceviz içi yemek değil... Kariyer yolculuğumuzun gayesi de; “iyi insan” olabilmektir; bir yerlere gelmek, makam-mevki sahibi olmak değil... Makamlar bize iyi insan olabilmenin yolunu gösterir. Tıpkı küçük bir kurda, kelebek olma yolunda ceviz içinin sunulduğu gibi...
    
    Kariyer yolculuğunda “İyi insan” olabilmek dileğiyle... 
    
    Serdar DUMANSIZ / Ekim 2019

15 Temmuz 2019 Pazartesi

LİDERİ ANLAMAK



"Eylem planı bulunmayan bir hedef, 
ancak bir hayal olur. "
Nathaneil Branden


     Lider (veya yönetici) hedef verir, birlikte çalıştığı takım arkadaşlarını hedefe yönlendirir. İşte herşey bundan sonra başlar...
     Çalışanlarına hedef vermek bir kurumu başarıya götürmüyor. Yönetim beş fonksiyonundan biri de KONTROL'dür. Yönetici, yönettiği çalışanların neler yaptığını bilmeli, verdiği talimatların doğru anlaşıldığını kontrol etmeli, gerektiğinde çekinmeden müdahale etmelidir. Denetlenmeyen bir yönetim, kontrolsüzdür. Kontrolsüz bir yönetim de kaosa sebebiyet verir.

24 Haziran 2019 Pazartesi

DERİNLİK SARHOŞLUĞUNDAN KARİYER SARHOŞLUĞUNA


Dalış sporu son yıllarda hızla ilgi çekmeye başlamış bir spor dalıdır. Dalış sporunu yapabilmek için; dalış ekipmanlarınının, dalış prosedürlerinin, dalış tekniklerinin öğretildiği “dalış eğitimi” almak şarttır. Dalış eğitimleri, üç kademede verilmektedir. Eğitimlerden sonra yapılan sınavlarda başarılı olanlar, su altı fotoğrafçılığından su altı kurtarmaya kadar görevler alabilmektedirler. Dalış sınavlarında katılımcılara 20 metre ve 40 metre derinlikte; okuma, anlama, karar verme testleri yapılır. Örneğin 40 metrede bir çarpım tablosu sorusu sorulur ve adayın çözmesi istenir. Amaç; sığ sularda genellikle 18-24 metrelerden sonra yaşanma riski olan nitrojen (azot) narkozu etkisini (derinlik sarhoşluğunu) test etmektir.(1) Derinlik sarhoşluğu, tecrübe ile ilgisi olmadan tüplü dalışlarda bütün dalgıçları etkileyebilir. Narkoz etkisine giren dalgıç yukarı çıkacağına daha derinlere gidebilir. Normal olmayan davranışlar sergiler. Bu şekilde hayatını kaybetmiş dalgıçlar vardır.(2)
Kariyer Sarhoşluğu” Nedir?  
Kariyer sarhoşluğu da nitrojen narkozuna benzer. Kariyer sarhoşluğuna kapılan kişiler bir nevi narkoz etkisindedirler. Başlangıçta iyi ve güzel şeyler yapan bu yöneticiler, kariyer sarhoşluğunun verdiği rehavetle ne yaptıklarının farkında değildirler. Her yaptıklarının kabul göreceğini sanırlar. Suyun üstüne çıkayım derken, daha da derinlere inen dalgıçlar gibi, kariyer sarhoşluğuna kapılan yöneticiler de her yaptığının doğru olduğuna inanarak, hatalar yapmaya, verdiği kararlarla bulundukları kurum ve kuruluşları zarara uğratmaya başlarlar. Dünya tarihinin çöp kutusu, kariyer sarhoşlarıyla doludur. İşte, onlardan birkaçı: 
Bozkır geleneğinden gelen onlu teşkilatı kullanarak liyakata bağlı bir ordu meydana getiren, kurduğu posta teşkilatı ve casus ağı ile istihbarat sanatını geliştiren, çıkardığı yasalarla toplumu düzenleyen, lakin düzenlediği askeri seferlerle pekçok şehri tahrip edip, hayatı boyunca 20 milyonlar insanı katlettiğine inanılan, bazı tarihçiler tarafından “insanın şeytanlaşmış hali” diye anılan Cengiz Han.(3) 
Başarısız okul geçmişinden sonra, I.Dünya Savaşı'da Alman ordusu adına savaşan, savaştan sonra iktidarı devirmeye çalışan, yakalanıp hüküm giyen, kurduğu partiyle seçimleri kazanan, yaptığı kalkınma hamleleriyle Alman halkını zenginleştiren, şansölye (cumhurbaşkanı) seçildikten sonra, ülkedeki siyasi rakiplerini hızla ortadan kaldıran, üstün ırk hayaliyle başlattığı II.Dünya Savaşı'yla 65 milyondan fazla insanın ölmesine sebep olan, Amerikalı psikologların hazırladıkların raporlarda “seçilmiş diktatör” diye anılan Adolf Hitler.(4)

Gürcistan'da fakir bir kundurucanın oğlu olarak dünyaya gelen, gençliğinde karizmatik tavırları ve keskin zekasıyla kızların gözdesi olan, Lenin'in ölümüyle tam yetkiyle ülkenin başına geçen, ağır sanayi hamleleriyle ülkesini sanayi imparatorluğuna dönüştüren, 1930'lu yıllarda kendince “halkın düşmanları”nı temizleyen, 1941'de Moskova kapılarına kadar dayanan Alman askerlerini püskürterek ülkesini zafere taşıyan, Nazi Ordusu'nu durdurduğundan dolayı Amerikalılar ve İngilizler tarafından “aziz” ilan edilen, İkinci Dünya Savaşı sonrası Doğu Avrupa ve Baltık Ülkelerinin bir kısmına haciz koyan, ülkesini dünyaya dehşet saçan bir nükleer güç haline getiren, kendine muhalif olan 60 milyon insanı öldürten, dünyada “en nefret edilen insanlardan biri” olan, boyunun kısalığından dolayı “bücür” lakaplı, Josef Stalin. (5)
  Kariyer Sarhoşluğu”'nun Çözümü Var Mı? 
Kariyer sarhoşluğunun sebebi; uzun bir süre aynı şirkette, aynı departmanda veya görevde çalışmaktır. Şirketlerimizde, firmalarımızda, kurumlarımızda kariyer şarhoşluğunu aşmamızın yegane şartı, belirli periyotlarla çalışanların rotasyana tabi tutulmasıdır. Belli aralıklar görevi veya görev yerleri değişen çalışanlar kariyer sarhoşluğu yaşamazlar. Biz bunu, derine daldıktan sonra, su yüzeyine çıkıp nefes almaya benzetiyoruz. Yeni bir departman, yeni bir görev, yeni bir sorumluluklar kişilere canlılık, tazelik verir. İlişkileri yıpranmış eski mesai arkadaşlarından ve amirinden uzaklaşan çalışan, yeni departmanı veya görevinde eski hatalarını yapmamaya başlar. Kendine gelir. Hem firmasına, hem de kendisine daha faydalı olmaya başlar. 
Kariyer Sarhoşluğu zaman zaman Osmanlı Yönetim sisteminde de yaşanmıştı. Kariyer sarhoşluğunu aşabilmek için kişilerin görev yerleri sıklıkla değiştirilirdi. Uzun zaman aynı görevde ve makamda kalan kişiler zaman zaman kariyer sarhoşluğu yaşabilmektedir. Görev yeri, statüsü değişen kişiler, ise yeni başlangıçlar yaparak bu durumu çabuk geçebilmektedirler.
  Bu duruma bir çok örnek verilebilir. Nişancı Feridun Paşa'da onlardan biridir. Sokullu Mehmet Paşa'nın yanında uzun zaman sır katipliği ve Divan-ı Hümayun'da nişancılık yaptıktan sonra, Sokullu'nun ölümüyle birlikte nişancılık görevinde uzaklaştırılıp, Semendire ve Köstendil Sancak Beyliklerine atanarak Saray'dan uzaklaştırılmıştı. Atandığı bu görevi de layikiyle yapıp, tekrar aynı göreve getirilip, bu görevde iken de vefat etmiştir.(6)
 Serdar DUMANSIZ - 2019 

Kaynaklar: 
(1) Mustafa Tuğrul Avcı, “Türkiye'de Bilimsel Dalışın Tanımlanması ve Prosedürlerinin Yasal Çerçeveye Oturtulması İçin Teknik Öneriler”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ocak 2016  
(2) Burcu BAYRAK KAHRAMAN, Güler Duru AŞİRET, Nilgün DEVREZ, Leyla ÖZDEMİR, Nuran AKDEMİR, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Dergisi, “Dalış Sporu ve Dalışlarda Yaşanan Sağlık Sorunlarının Önlenmesinde Hemşirenin Rolü” 
(3) Ali Çimen, “Tarihi Değiştiren Askerler”, Timaş, 2010  
(4) Çeviren:Güneş Ayas, “Seçilmiş Diktatör, Adolf Hitler'in Psikanalizi”, BS Basım Yayın, 2012  
(5) Ali Çimen, “Tarihi Değiştiren Liderler” Timaş, 2010, Sayfa 193-199 
(6) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Feridun Ahmed Bey maddesi, https://islamansiklopedisi.org.tr/feridun-ahmed-bey

3 Aralık 2018 Pazartesi

ANLATMAK ÖĞRETMEK MİDİR?


 
     Şirketlerde; mesleki eğitim ve gelişim yönetimi, "doğru kişiyi doğru işe almak" kadar önemlidir. Peki, mesleki eğitim ve gelişim, firmalarda doğru mu yapılıyor?

    Anlatmak, Öğretmek midir?
     Anlatmak, öğretmek değildir. Şirket eğitimlerinde; hoplatmak, zıplatmak, holipop çevirtmek, kağıttan kuleler yaptırmak da vb. öğretmez. Sadece, "tatlı vakit" geçirtir, o kadar...
Öğretmek; uygulatmaktır, hissettirmektir, yaşattırmaktır. Uygulanmayan bilgi, unutulur. Unutulan bilgi davranışa dönüşmez. Şirket eğitimlerinde, uygulatmadığınız bilgiler, zamanla hafızadan silinir. Konuyla ilgili yaşattığınız, uygulattığınız, olaylar hatırlanır. Gelecekte benzer olaylar yaşandığında, eğitimdeki uygulamalar hatırlanarak, uygulanır. Bu arada; en önemli nokta ise; uygulattığınız uygulamalar, anlattığınız konuyla ilgili olmalıdır. Pilot adaylarına; kağıttan uçak yapıp uçurtmazlar. Gerçek uçuş ortamı, simülasyon ortamında yaşatılarak öğretilir.

    Tarihten Yaşanmış Bir Örnek
     III. Napolyon, düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkanına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasının emretmiş. Bakkal da Napolyon'u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da "Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı" diyerek savuşturmuş.
Nihayet biraz sonra Napolyon'un muhafızları yetişmişler. Bakkal, ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş:
  • "Efendim, avf buyurun ama merak ettim. Ölümle bu denli burun buruna gelmek, nasıl bir duygu?
     Napolyon birden öfkelenmiş. "Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun" diye bağırmış. Hemen askerlerine, "bakkalı kurşuna dizin" diye emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler, namlulara sürülmüş, ateş emri verilecek. Adamcağız içinden: "Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin" diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon:
  • "İşte böyle bir duygu!"
     Yaşayarak öğrenmek; bedeli en yüksek öğrenme biçimidir ama, bu şekilde öğrendiklerinizi asla unutmazsınız. Davranışa dönüşen de, bu öğrenme biçimidir.

     "Eğitim yaptık" demek için değil, davranışa dönüştüren eğitimler yapmanız dileğiyle...

     Serdar Dumansız - 2018

4 Kasım 2018 Pazar

İYİ BİR YARDIMCI, HAYAT KURTARIR!

   
     Dünyaya gelmeden önce; annemizi, babamınızı, kardeşimizi, akrabalarımızı seçme şansınız yoktur. Babanızla bir problem yaşadığınızda, onu değişitiremez, eskisini gönderip, yerine daha iyi  bir babayla yaşayamazsınız. Ama, iş dünyasında; işimizi, patronumuzu, mesai arkadaşlarımızı seçme şansımız her zaman vardır. Hele bir de yönetici olduysak, bize biçilen rolü mükemmel oynamak için, bizim kadar kaliteli oyuncuları da oyuna almak zorundayız. Ticari hayat, takım oyunudur. Bu oyunda başarılı olmak, ferdi yetenekten ziyade, birlikte çalıştığınız takım arkadaşlarınızın yetenekli ve kaliteli olmasına bağlıdır.

     Nasıl mı? İşte Size Birkaç Örnek...
     Ünlü showman Beyazıt Öztürk, bir televizyon kanalına verdiği bir röportajda, 22 yıllık başarısının sebebini sorduklarında, onlara "takım arkadaşlarıma borçluyum" diye cevap vermiş ve şöyle devam etmişti "Birlikte çalışacağım arkadaşlarda tek şey ararım. İyi insan olmaları." demişti.
    İyi insan olmak demek, temel yetkinliklerin yani doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık yetkinliğinin sağlam olması demektir. Sizi yarı yolda bırakmayacak, her durumda işine sahip çıkacak, bazen siz yanlış yaptığınızda sizi düzeltecek takım arkadaşlarına ne kadar ihtiyacımız var.

     Bir Örnek te tarihimizden...
     1444 Varna Meydan Savaşında, muherebenin en sıkışık bir zamanında askerler çekilmişti. Padişah Sultan II. Murat dönmek için atına binmişti. Hünkarın vezirlerinden Karacabey, Sultan'ın atının dizginlerine yapışıp,
     - "Nereye Hünkarım! Sizin muharebe sahasından ricat etmeniz, milleti-i İslamiye'nin zeval ve izmihlaline sebep olabilir. Firar fikrini başınızdan atınız. Şehzade Mehmed'e haber gönderip yardım isteyiniz ve illa burada kalınız." dedi.
     Yeniçeri Ağası Doğan Ağa:
     - "Bre Karacabey! Padişahı selamete çıkmaktan neden menedersiniz? Herkes çekildi. Küffara gün doğar. Sultanı esir ederlerse halimiz nice olur?" diye çıkışmak istedi.
     - "İyi ya, Hünkarı selamete çıkarmak için tutarım. Böyle sıkışık anlar muharebede her zaman olagelmiştir. Harp meydanından firar etmekle halas yoktur. Kurtuluş, burada kalıp sebat etmektedir. Kumandan oldur ki yerinde kalıp askerin idare etmektir. Cenab-ı Hak "düşmana sırtınızı çevirmeyin" demedi mi?" diyerek fikrinde ısrar etti.
     Harp kazanıldı. Karacabey'in bu işte hissesi büyüktü. Fakat, koca adam bu esnada şehit düştü. (1)

     Değerli Dostlar, öyle zamanlar olur ki bir adam bir anda; bir memleketi, bir şirketi, bir departmanı batırır veya kurtarır. En yakın akrabalarımızı seçemeyiz ama, bize ilham verecek, destek olacak, yanlış yaptığımızda bizi düzeltecek, takım arkadaşlarını seçebiliriz. Onlar, öyle kıymetlidirler ki; servetinizi verseniz yerlerini zor doldurursunuz. Sanırım; Varna Savaşı'ndan sonra Sultan Murat, savaşı kazandığına değil, Karacabey gibi bir takım arkadaşını kaybettiğine üzülmüştür.

     İş hayatımızda; mükemmel takım arkadaşlarıyla çalışabilmek dileyiğiyle... 
     Serdar Dumansız © 2018

Kaynak: 
(1) Resimli Tarih Mecmuası, Sayı 19, Temmuz 1951, Cilt 2, Sayfa 822

1 Ekim 2018 Pazartesi

İŞ YAŞAMINDA BİLMEMİZ GEREKEN İLK KONU: ZAMAN YÖNETİMİ

     Doğduğumuz günden beri zamanla yarışırdururuz. İnsanoğlunun yaşamında müthiş bir zaman planlaması vardır. Ana rahminde dokuz ay on gün dururken, göbek bağımız on günde düşer. Kırkımız çıktığından sonra dışarı çıkarılır, bir yaşında da yürümeye başlar, iki yaşında konuşuruz. Ön dişlerimiz yedi yaşında yenilenir, on üç yaşında ergenliğe girer... ve bu böyle devam eder gider. Hayatımızdaki her işin bir vakti ve süresi, kısacası "zaman yönetimi" vardır. Biyolojik takvimin zaman yönetimi müthiştir. Aksamadan tıkır tıkır işler.

     Neden "Zaman Yönetimi"?
     Peki, hayatımızdaki bu olaylar bir "zaman yönetimi" içerisinde devam ederken, çalışma hayatında bu neden böyle olmaz? Neden insan, hayatındaki bu ritmi, iş hayatında devam ettiremez? Neden, biyolojik hayatındaki dengeyi, iş ve özel hayatında uygulayamaz ve bu dengenin bozulmasıyla oluşan stresin yol açtığı ağır hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalır? Tosya Devlet Hastanesi'nde sağlık çalışanları arasında yapılan bir araştırmada zaman yönetimini iş yaşamında uygulayan sağlık personelinin, uygulamayanlardan daha az stres yaşadığı ortaya konulmuştur. Araştırmanın sonuç cümlesi ise şöyle: "iyi uygulanan zaman yönetimi tüm organizasyonların planlanan hedefe daha kısa zamanda ulaşmasına aynı zamanda işten kaynaklı stres düzeyinin de azalmasına önemli katkı sağlamıştır." (1)

     İş yerlerinde bu beceri nasıl kazanılır?
     İş hayatında zamanı yönetmek bir beceridir, bir yetkinliktir. Bir çalışana işe başladıktan sonra verilmesi gereken ilk eğitimdir "zaman yönetimi". Çünkü zamanı yönetemeyen işini yönetemez. İşini yönetemeyen, iş yaşamında verimsiz olur. Verimsizlik, başarısızlığa yol açar. Başarısızlık, strese, stres ise biyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara yol açar.

      Bu yetkinliğin çalışanda iyi oturması için sadece eğitim değil, mentörlük ve koçluk ta uygulanmalı. Unutulmaması gereken en önemli bir konu da, bu yetkinliğin kazandırılmasının zaman aldığı. Zorlamayla, tehtitle, cezayla bu yetkinlik kazandırılamaz. (karikatür bunu mizahi olarak ifade ediyor) Ancak titiz bir çalışmayla kazandırılabilir. Sadece istekliler başarılı olur.  

     Firmalarda, bir kurum kültürü haline getirilip, içselleştirilmeli "Zaman Yönetimi". Aynen, biyolojik zaman yönetimimizin içselleştiği gibi...

     Zamanı verimli kullanalarak, hayattan daha fazla tat almamız dileğiyle...

Kaynakça:
(1) 8. Sağlık ve Hastane İdaresi Kongresi Bildiri Kitabı, Lefke Avrupa Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, "Sağlık Çalışanlarının Zaman Yönetimi Becerilerinin İş Stresi Üzerine Etkileri", Yasemin Keskin, Ergün HASGÜL, 2014,  Sayfa 70