19 Mart 2020 Perşembe
BAŞINDA TACIN DA OLSA (ŞİİR)
Çizdiğim resimdeki kuru kafa insanı, yılan ölümü, kuru kafanın üstündeki taç da insan dünyadaki makam, mevki veya statüsünü gösterir.
Dünyada öyle insanlardır ki sahip oldukları makam, mevki, statü onlara diğer insanlara tepeden baktırır, hor gördürür. Bilmez ki; tüm makamların, ölümden sonra hiç bir kıymeti yoktur.
O zaman makam, mevki sahibi olduktan sonra bu gurur, bu kibir neden?
TACIN NEYE YARAR
Şu yalan, fani dünyada;
Ölüm ulaştıktan sonra,
Ne faydası olur sana,
Başında tacın da olsa.
Kırdığın gönüller çoksa,
Üç-beş iyiliğin de yoksa,
Dünya yıkılır başına,
Başında tacın da olsa.
Sakın kimseye hor bakma,
Arkandan beddua alma,
İyi davran garibana,
Başında tacın da olsa.
Herkes takabilir tacı,
Ateisti, deisti, hacısı,
Adaletin yoksa, ne acı!
Başında tacın da olsa.
Üç günlük fani hayatta,
Sarayda ol, ya da zindanda,
Bir çukurdayız sonunda,
Başında tacın da olsa.
Serdar diyor sözüm kime,
Önce bana sonra size,
Batır iğneyi önce kendine,
Başında tacın da olsa.
Serdar DUMANSIZ
13.04.2020
13 Kasım 2019 Çarşamba
DOLAP BEYGİRİ SENDROMU
"Sabah erken kalk, metroya bin, otobüse yetiş. İşyerine var. Yerine geç. Çalışmaya başla. Her zamanki rutin işleri yap. Mesai bitti. Otobüse yetiş, metroya bin. Eve gir. Yemeğini ye. Haberlere bak ve yataktasın. Ertesi gün, ertesi hafta, ay, yıl hep aynı, hep aynı..."
Okuduklarınız tanıdık mı geldi? Sizin de hayatınız böyle mi? Yaşamınızın tekdüze olduğunu düşündüğünüz ve hep aynı şeyleri yapmaktan sıkıldığınız oldu mu? O zaman siz de "Dolap Beygiri Sendromu" yaşıyorsunuz demektir?
Nedir ‘Dolap Beygiri’ Sendromu?
Anadoluda yüzyıllardır; buğdayı öğütmek veya bahçe, bostan vb. sulamak için kuyudan su çekmede kullanılan dolaplar olurdu. Bu dolap, aynı yerde dönüp durarak çarklı bir düzenle işler, bir atın yardımıyla çevirilirdi. Bu işi yapan ata "dolap beygiri" denirdi. Taşın dönmesini de bir at sağlar, bu at sağa sola bakmasın diye ya gözü bağlanır, ya da at gözlüğü takılırdı. “Dolap beygiri gibi dönüp durmak” deyimiyle güzel Türkçemize de girmiştir bu söz. Dönme dolaba sürelen atlar ya bu işi yaparken ölür, ya da çok yaşlandığı için bir kenara atılırdı. Aynı, günümüzün rutin çalışanları gibi. Saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca aynı işi yapmaktan usanmayan çalışanlar. Kimi yerde bir kasiyer, kimi yerde fabrika işçisi, kimi yerde bir gişe memuru... çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar, hepsi aynı grupta. Birinin bağı çözülse, yerine geçecek binlercesi sırada. Yeter ki dolap dönsün, döndükçe değirmencinin yüzü gülsün. Dolabı döndüren ne halde, kimin umurunda? Sonunda yıpranan, moralmen çöken, kariyer beklentisi buhar olup uçan, başka bir iş yapamaz hale gelen çalışan. Böyle olunca bir deyim olmaktan çıkıp, dönüşmüş acı bir sendroma. Adı da "Dolap Beygiri Sendromu". Peki var mı bu çaresi? Çaresi şiirde mi, anlayacaksın okuyunca...
DOLAP BEYGİRİ (şiir)
“Dolap Beygirisin” dediler,
Bir dolaba sürdüler,
Sabah akşam dönmeye,
Alıştım be Dostlarım!
Dolap beygiri olmak zordur,
Sıkıntısı, kahrı boldur,
Bir de işi yavaşlattın mı,
Sırtına vuran çoktur Dostlarım!
Baktım ki bu ortamdan,
Her zaman kârlı çıkan,
Ne hikmetse değirmenciyle,
Hasımlarımmış Dostlarım!
Birgün tak dedi canıma,
Aynı yerde dönüp durmaya,
Dolap beygiri gibi yaşamaya,
Usandım be Dostlarım!
Bu iş böyle gitmez,
Bir ömür boyu çekilmez,
Ben de değirmenci olmaya,
Karar verdim Dostlarım!
“Madem çok istiyorsun” dediler,
Sırtımdaki bağı çözdüler,
Değirmenci olmayı beklerken
Sütçü beygiri oldum Dostlarım!
Kaderde yazan olurmuş,
Başa gelen çekilirmiş,
Beygir olunca sırtına
Çıkan çok olurmuş Dostlarım!
Serdar DUMANSIZ
(13 Kasım 2019 tarihinde sabah 07:30'da metrobüsle işe giderken yazılmıştır.)
9 Ekim 2019 Çarşamba
CEVİZ KURDU VE KARİYER
Meşhur bir hikaye vardır, "Ceviz Kurdu" hikayesi...
Küçük bir kurtçuk, taze bir cevizin kabuğuna girebileceği kadar bir delik açar. İçeriye girince, karnını tıka basa doyurur. Yedikçe şişmeye, genişlemeye başlar. Karnı doyduktan sonra açtığı delikten çıkmak ister ama, nafile... Ceviz yendikçe kurumuş ve kabuğu sertleşmiştir. Aynı delikten çıkmak için zayıflamaya karar verir. Aç kaldıkça zayıflar ve eski haline döner. Dışarı çıktığında mevsim sonbahardır ve önünde koca bir kış vardır. Bu zayıflıkla hayatta kalabilmesi mümkün değildir ve kelebek olamadan kısa zamanda ölür.
Ticari hayattaki; makamlar, mevkiler taze cevize, çalışanlar da cevizin içine giren kurtçuklara benzer. Bulunduğumuz her bir görev veya mevki bizim gelişmemiz içindir. Ticari hayatta yapılan projelerle, görevlerle, yaşanan sıkıntılarla ile kariyerimiz gelişir, serpilir, boy atar. İyi bir kelebek olmanın yolu cevizin içinde yeterli beslenmeye bağlıdır. Ancak, o mevkide ebedi kalacak gibi davranır, cevizin içini yer bitirirsek, güzel bir kelebek olmak hayal olur.
Bir kurtçuğun amacı, iyi bir kelebek olabilmektir; bol bol ceviz içi yemek değil... Kariyer yolculuğumuzun gayesi de; “iyi insan” olabilmektir; bir yerlere gelmek, makam-mevki sahibi olmak değil... Makamlar bize iyi insan olabilmenin yolunu gösterir. Tıpkı küçük bir kurda, kelebek olma yolunda ceviz içinin sunulduğu gibi...
Kariyer yolculuğunda “İyi insan” olabilmek dileğiyle...
Serdar DUMANSIZ / Ekim 2019
15 Temmuz 2019 Pazartesi
LİDERİ ANLAMAK
Çalışanlarına hedef vermek bir kurumu başarıya götürmüyor. Yönetim beş fonksiyonundan biri de KONTROL'dür. Yönetici, yönettiği çalışanların neler yaptığını bilmeli, verdiği talimatların doğru anlaşıldığını kontrol etmeli, gerektiğinde çekinmeden müdahale etmelidir. Denetlenmeyen bir yönetim, kontrolsüzdür. Kontrolsüz bir yönetim de kaosa sebebiyet verir.
24 Haziran 2019 Pazartesi
DERİNLİK SARHOŞLUĞUNDAN KARİYER SARHOŞLUĞUNA
Serdar DUMANSIZ - 2019
Kaynaklar:
3 Aralık 2018 Pazartesi
ANLATMAK ÖĞRETMEK MİDİR?
Şirketlerde; mesleki eğitim ve gelişim yönetimi, "doğru kişiyi doğru işe almak" kadar önemlidir. Peki, mesleki eğitim ve gelişim, firmalarda doğru mu yapılıyor?Anlatmak, Öğretmek midir?
Anlatmak, öğretmek değildir. Şirket eğitimlerinde; hoplatmak, zıplatmak, holipop çevirtmek, kağıttan kuleler yaptırmak da vb. öğretmez. Sadece, "tatlı vakit" geçirtir, o kadar...
Öğretmek; uygulatmaktır, hissettirmektir, yaşattırmaktır. Uygulanmayan bilgi, unutulur. Unutulan bilgi davranışa dönüşmez. Şirket eğitimlerinde, uygulatmadığınız bilgiler, zamanla hafızadan silinir. Konuyla ilgili yaşattığınız, uygulattığınız, olaylar hatırlanır. Gelecekte benzer olaylar yaşandığında, eğitimdeki uygulamalar hatırlanarak, uygulanır. Bu arada; en önemli nokta ise; uygulattığınız uygulamalar, anlattığınız konuyla ilgili olmalıdır. Pilot adaylarına; kağıttan uçak yapıp uçurtmazlar. Gerçek uçuş ortamı, simülasyon ortamında yaşatılarak öğretilir.
Tarihten Yaşanmış Bir Örnek
III. Napolyon, düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkanına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasının emretmiş. Bakkal da Napolyon'u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da "Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı" diyerek savuşturmuş.
Nihayet biraz sonra Napolyon'un muhafızları yetişmişler. Bakkal, ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş:
- "Efendim, avf buyurun ama merak ettim. Ölümle bu denli burun buruna gelmek, nasıl bir duygu?
- "İşte böyle bir duygu!"
"Eğitim yaptık" demek için değil, davranışa dönüştüren eğitimler yapmanız dileğiyle...
Serdar Dumansız - 2018
4 Kasım 2018 Pazar
İYİ BİR YARDIMCI, HAYAT KURTARIR!
Nasıl mı? İşte Size Birkaç Örnek...
Ünlü showman Beyazıt Öztürk, bir televizyon kanalına verdiği bir röportajda, 22 yıllık başarısının sebebini sorduklarında, onlara "takım arkadaşlarıma borçluyum" diye cevap vermiş ve şöyle devam etmişti "Birlikte çalışacağım arkadaşlarda tek şey ararım. İyi insan olmaları." demişti.
İyi insan olmak demek, temel yetkinliklerin yani doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık yetkinliğinin sağlam olması demektir. Sizi yarı yolda bırakmayacak, her durumda işine sahip çıkacak, bazen siz yanlış yaptığınızda sizi düzeltecek takım arkadaşlarına ne kadar ihtiyacımız var.
Bir Örnek te tarihimizden...
1444 Varna Meydan Savaşında, muherebenin en sıkışık bir zamanında askerler çekilmişti. Padişah Sultan II. Murat dönmek için atına binmişti. Hünkarın vezirlerinden Karacabey, Sultan'ın atının dizginlerine yapışıp,
- "Nereye Hünkarım! Sizin muharebe sahasından ricat etmeniz, milleti-i İslamiye'nin zeval ve izmihlaline sebep olabilir. Firar fikrini başınızdan atınız. Şehzade Mehmed'e haber gönderip yardım isteyiniz ve illa burada kalınız." dedi.
Yeniçeri Ağası Doğan Ağa:
- "Bre Karacabey! Padişahı selamete çıkmaktan neden menedersiniz? Herkes çekildi. Küffara gün doğar. Sultanı esir ederlerse halimiz nice olur?" diye çıkışmak istedi.
- "İyi ya, Hünkarı selamete çıkarmak için tutarım. Böyle sıkışık anlar muharebede her zaman olagelmiştir. Harp meydanından firar etmekle halas yoktur. Kurtuluş, burada kalıp sebat etmektedir. Kumandan oldur ki yerinde kalıp askerin idare etmektir. Cenab-ı Hak "düşmana sırtınızı çevirmeyin" demedi mi?" diyerek fikrinde ısrar etti.
Harp kazanıldı. Karacabey'in bu işte hissesi büyüktü. Fakat, koca adam bu esnada şehit düştü. (1)
Değerli Dostlar, öyle zamanlar olur ki bir adam bir anda; bir memleketi, bir şirketi, bir departmanı batırır veya kurtarır. En yakın akrabalarımızı seçemeyiz ama, bize ilham verecek, destek olacak, yanlış yaptığımızda bizi düzeltecek, takım arkadaşlarını seçebiliriz. Onlar, öyle kıymetlidirler ki; servetinizi verseniz yerlerini zor doldurursunuz. Sanırım; Varna Savaşı'ndan sonra Sultan Murat, savaşı kazandığına değil, Karacabey gibi bir takım arkadaşını kaybettiğine üzülmüştür.
Kaynak:
1 Ekim 2018 Pazartesi
İŞ YAŞAMINDA BİLMEMİZ GEREKEN İLK KONU: ZAMAN YÖNETİMİ
Neden "Zaman Yönetimi"?
Peki, hayatımızdaki bu olaylar bir "zaman yönetimi" içerisinde devam ederken, çalışma hayatında bu neden böyle olmaz? Neden insan, hayatındaki bu ritmi, iş hayatında devam ettiremez? Neden, biyolojik hayatındaki dengeyi, iş ve özel hayatında uygulayamaz ve bu dengenin bozulmasıyla oluşan stresin yol açtığı ağır hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalır? Tosya Devlet Hastanesi'nde sağlık çalışanları arasında yapılan bir araştırmada zaman yönetimini iş yaşamında uygulayan sağlık personelinin, uygulamayanlardan daha az stres yaşadığı ortaya konulmuştur. Araştırmanın sonuç cümlesi ise şöyle: "iyi uygulanan zaman yönetimi tüm organizasyonların planlanan hedefe daha kısa zamanda ulaşmasına aynı zamanda işten kaynaklı stres düzeyinin de azalmasına önemli katkı sağlamıştır." (1)
İş yerlerinde bu beceri nasıl kazanılır?
İş hayatında zamanı yönetmek bir beceridir, bir yetkinliktir. Bir çalışana işe başladıktan sonra verilmesi gereken ilk eğitimdir "zaman yönetimi". Çünkü zamanı yönetemeyen işini yönetemez. İşini yönetemeyen, iş yaşamında verimsiz olur. Verimsizlik, başarısızlığa yol açar. Başarısızlık, strese, stres ise biyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara yol açar.
Bu yetkinliğin çalışanda iyi oturması için sadece eğitim değil, mentörlük ve koçluk ta uygulanmalı. Unutulmaması gereken en önemli bir konu da, bu yetkinliğin kazandırılmasının zaman aldığı. Zorlamayla, tehtitle, cezayla bu yetkinlik kazandırılamaz. (karikatür bunu mizahi olarak ifade ediyor) Ancak titiz bir çalışmayla kazandırılabilir. Sadece istekliler başarılı olur.
Firmalarda, bir kurum kültürü haline getirilip, içselleştirilmeli "Zaman Yönetimi". Aynen, biyolojik zaman yönetimimizin içselleştiği gibi...
Zamanı verimli kullanalarak, hayattan daha fazla tat almamız dileğiyle...
Kaynakça:
(1) 8. Sağlık ve Hastane İdaresi Kongresi Bildiri Kitabı, Lefke Avrupa Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, "Sağlık Çalışanlarının Zaman Yönetimi Becerilerinin İş Stresi Üzerine Etkileri", Yasemin Keskin, Ergün HASGÜL, 2014, Sayfa 70
19 Eylül 2018 Çarşamba
DERT KÜPLERİYLE BİRLİKTE ÇALIŞMAK
16 Ağustos 2018 Perşembe
SANAL KORKUYLA YÖNETMEK
Farklı yönetim modelleri vardır
ticari hayatta. Kimi yöneticiler; sanal korkular oluşturarak
çalışanlarını yönetmeyi sever.
Peki nedir "Sanal Korku"?
Kimin koyduğu, kimin istediği belkide belli olmayan, sanal kurallarla başlar herşey. Bu kurallar herkesin ağzında dolaşır, şehir efsanesi gibi... Ve belli bir süre sonra, sanal korkulara dönüşür.
"Klimayı açmayın, Ahmet bey
kızıyor!",
"Kapıda durmayın, Veysel bey izin vermiyor!",
"Kolidorda muhabbet etmeyin, Ayşe Hanım uygun görmüyor!",
"Birbirinizle şakalaşmayın, Ayla Hanım
hoşlanmıyor!"
Kimler kullanır "Sanal Korku"yu?
Aslında bu sanal korkular bazı yöneticilerin (yönetim yetkinliği olmayan, yönetici olmayı beceremeyen, yönetici kılıklı kişilerin) hoşuna gider. Bu tip yöneticiler; çalışanlarla yüz göz olmamak, söylediği kurallarla tepki çekmemek için, üst yöneticilerin sopasını da kullanarak oluşturdukları "sanal kurallar" zamanla herkesin kabullendiği ve itaat ettiği "sanal korkular"a dönüşür. Böyle bir kural, üst düzey yönetici tarafından asla söylenmemiş ve konmamıştır. Ancak, zamanla sanal kurallara uymak bir zorunluluk haline gelir. Kısa zamanda da bu yöneticilerin en büyük silahı olan "sanal korkular"a dönüşür. Uzun bir süre sonra da kurum kültürüne ve daha da kötüsü mobbing'e dönüşür. Huzuru olmayan, yaşanmaz bir yere dönüştürürler yönet(eme)tikleri kurumları.
"Sanal Korkular"la başa çıkalabilir mi?
Tabii ki "Evet"... Eğer bu "sanal korkular", tüm çalışanlar tarafından kabul edilmiş, hatta kurum kültürüne dönüşmüşse yapılacak tek şey var. Kurumda çalışanlar birlik olarak üst yönetimle bu durumu konuşulmalı, kuruma verdiği zarar uygun bir dille anlatılmalı ve üst yönetimin desteğiyle ortadan kaldırılmalıdır. Peki, üst yönetimin desteği alınamazsa, işte o zaman "sanal korkuları" kabullenmemiz ve uyum sağlamamız gerekiyor. Ancak, bu korkular ruh sağlımızı bozmaya başladıysa (gizli mobbing) bu kurumdan ayrılmaktan başka yapacak bir seçenek kalmıyor.
Sanal korkulardan uzak kalmanız ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmanız dileğiyle...
Serdar Dumansız / Ağustos-2018













